Kafamı sikeyim! Her bakışın, her gülüşün ve her bileğimi kavrayışın; zihnimde öyle yada böyle bir sebebe bağlanıyordu. Ve o sebeplerin hiçbirinde, hoşlanmanın H'si yoktu! Tek yaptığın etkilemeye, kendine hayran bırakmaya çalışmaktı. Üstelik herkese karşı. Ama bana biraz daha mı fazlaydı? Ve kendime sorduğum bu olabildiğince salakça soruyla, kafamda kurduğum, sonra hiçbir şey olmamış gibi kilimin altına ittiğim tozlar gibi burnumdan beynime, oradan hücrelerime giderek taşmaya başladı. Temizlik vakti!
Üstünden birkaç hafta geçmeden üstüne bir çarpı attığım virgüller, ve zorlamayla sahip olmaya çalıştığım hislerin zamanı geçmişti. Ben de onlar kadar karman çorman olan bu sayfaları onlarca, tonlarca parçaya ayırarak -kimse tek bir kelimemi dahi okuyamazdı- oda temizliği esnasında biriken çöp poşetlerine eşit miktarda dağıtmıştım.
Defteri açtığımda yırtık sayfalar ve sen vardın. Demek (senin) sayfaların her zamanki dağınıklığımdan da uzaktı ki seni de parçalara ayırıp poşetlere tıkmamıştım. Yazacaktım, ve yazdıkça seni aklımdan uzak tutacaktım. Çok da zor olmayacaktı. Çünkü biliyorsun ki, gözümde ilgiye muhtaç bir çocuktan fazla anlam ifade etmeye yeni yeni başlamıştın.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder