21 Ekim 2014

İçim gidiyor

İçim gidiyor sana. Nedenini, niçinini biliyorum. Elimde olmayan her şeyi öyle yada böyle kadere bağladığım şu günlerde, tüm suçu üstlenmek istiyor bir yanım. O yanım, senden çok kendime pişman. Kaçıyorum. Perçem kestirmiş olmama dua ettiren yüz kapamalarım oluyor hatta. Donuk bakışlarım ve nerede dursa eğreti olan uçları yara parmaklarım var. Hepsinden ayrı ayrı tiksiniyorum. Sevdiği her şeyden ölesiye bir aşkla kaçması insanın, en kolayı. Ama en acıtanı aynı zamanda.

Bu şehrin kullanım süresi en fazla 1,5 yıl olmalı. Sonrası uzatmalara giriyor. Canım sıkılıyor, aklım bulanıyor, öfkem şekilden şekile girip sonunda yine beni vuruyor. Ne adam akıllı bir şey yazabiliyorum, ne eskisi gibi hayal kurabiliyorum. Yapmaktan hoşlanacağım her şeyden ve yanında olmaktan mutluluk duyduğum belki tek insan olan senden kaçıyorum.Yeşil montlu birinden, turkuaz bir çift göz, ve hep aynı kelimelerle bağıran bir sesten nefes nefese kaçıyorum.
10.05.2014

8 Ekim 2014

Yeterli değilse hiç olmasın?

2 ayı biraz geçmiş. Derslerden bunalmışım, her gece sınav rüyaları; sıkılmışım biraz da, yeterince sevememekten. Korkuyorum ya pişman olursam, elime sınav sonucumu aldığımda? Ya kazanamazsam İstanbul'u, ya hayatımın tek amacı, yaptığım en güzel plan düşerse suya? Düşünmek dahi istemiyorum. Ve geriye dönüp baktığımda suçlayacak bir ben olacak orada. Belki yalnız ben olmayacak ama orada bir ben olacak sonuçta. Derslerden başka bir şeye zamanımı harcamamayı, vicdan azabı dolu sınav rüyaları görmemeyi seçtim ben de. Zaten dedim, sevemiyorum yeterince. Olmayınca olmuyor ya işte! Ve düşündükçe karnıma ağrılar saplıyor bu düşünce. Mutluyum evet ama boş bir mutluluk hali bu sanki, zaten bir şekilde bitecek, kafamın tam zıttı olan biriyle en önemli yılımı geçirmek öyle anlamsız ki.

Araya bayram girmiş görüşememişiz, mesajlarımız azalmış, daha doğrusu ben onları yok denecek seviyeye çekmişim. Konuşmak istiyor benimle, ama bir sinir var içimde, geçmiyor. Yüzyüze görüşmeden de düzelmeyecek. Her sabaha, saçma sapan sınav rüyalarından kopup açıyorum gözümü. Her sabaha! Ruhen iyi gibiyim, ablamla konuşuyorum, kızlarla aram eskisi kadar kötü sayılmaz, ders de çalışıyorum ama sinirim sadece ona. Sebebini bilmiyorum. En iyi ihtimalle kendimi seneye pişman olmamak için şimdiden süründürüyorum.

Karar verdim ayrılmaya, mesaj attım "Yarın gel çıkışıma". Ayrılacağımızı anladı, öyle ısrar etti ki sebebini öğrenmek için. Şu üç günlük soğukluk dışında her şey güzel gitmiyor muydu ki?

Israrları savuşturmaya tükenince gücüm, anlattım derdimi bir bir. Yüzyüze yapmak istediğim, ne güzel deneyim diye düşünüp kendi kendime sevindiğim o ayrılık konuşmasını birkaç yüz mesajla telefondan yaptım. Pişmanım.

İstemedi ayrılmayı, ama konu sınav olunca eli kolu bağlı. Düşündüklerini söylemeye çekiniyor, o kadar kararlı konuşuyorum ki kararımı değiştirmeye çalışıp yüzüstü bırakılmaktan ölümüne korkuyor.

Yaşamak için tedirgince can attığım yüzyüze ayrılık konuşması deneyimi planımı suya düşürmüş, cezası son kez beni görmek olmalı! Öyle üzülsün istiyorum ki! Sadece 5 ay önceki bir kız için aşık olduğunu kabul etmiş olmasına rağmen bana aşık olmadığını, ancak hoşlanmanın ötesinde sevdiğini itiraf ediyor. Biliyorum, biliyorum. En çok da bu beni deli ediyor. Beni yeterince sevmemesi fikri. Kendim de aynı durumdayım ve bazı şeyler karşılıklı, biliyorum. Ama beni nasıl sevmez diye karnıma ağrılar giriyor. Onunla ilgili bir durum değil bu aslında, benim sevilme ihtiyacım, biraz da "Bana kim, nasıl olur da aşık olamaz?" kafam. Bu kafa kötü kafa.

30 Ocak 2014

Yaptığın her şeyin daha en başında farkına varıp, "Hahayyt ben bunlara kanar mıyım?" cümlesini içimden defalarca tekrar ederek gereğinden fazla küçümseyici bir bakışla başladığım yolda yine kandım sana.

Kafamı sikeyim! Her bakışın, her gülüşün ve her bileğimi kavrayışın; zihnimde öyle yada böyle bir sebebe bağlanıyordu. Ve o sebeplerin hiçbirinde, hoşlanmanın H'si yoktu! Tek yaptığın etkilemeye, kendine hayran bırakmaya çalışmaktı. Üstelik herkese karşı. Ama bana biraz daha mı fazlaydı? Ve kendime sorduğum bu olabildiğince salakça soruyla, kafamda kurduğum, sonra hiçbir şey olmamış gibi kilimin altına ittiğim tozlar gibi burnumdan beynime, oradan hücrelerime giderek taşmaya başladı. Temizlik vakti!

Üstünden birkaç hafta geçmeden üstüne bir çarpı attığım virgüller, ve zorlamayla sahip olmaya çalıştığım hislerin zamanı geçmişti. Ben de onlar kadar karman çorman olan bu sayfaları onlarca, tonlarca parçaya ayırarak -kimse tek bir kelimemi dahi okuyamazdı- oda temizliği esnasında biriken çöp poşetlerine eşit miktarda dağıtmıştım.
Defteri açtığımda yırtık sayfalar ve sen vardın. Demek (senin) sayfaların her zamanki dağınıklığımdan da uzaktı ki seni de parçalara ayırıp poşetlere tıkmamıştım. Yazacaktım, ve yazdıkça seni aklımdan uzak tutacaktım. Çok da zor olmayacaktı. Çünkü biliyorsun ki, gözümde ilgiye muhtaç bir çocuktan fazla anlam ifade etmeye yeni yeni başlamıştın.